Bir sürü cami kuruluşları, dernekler, istismarcılar yardim toplayıp alçakca “HIRSIZ“ damgası yediler.
Kampanyayı başlatmamla birlikte, etrafımda tanımadığım prıl prıl insanları görmenizi cok isterdim.
İlk toplandıklarında; kimisi Alevi, Atatürküc, ülkücü, dinci, Kürt diye bir birine soğuk ters ters bakarak toplanmışlardı.
Sonra gece gündüz gelen yardımları organize ederken, bazıları börek yapip getirdi, bazıları içecek getirdi. Bir araya topladım ve ne yaptığımızı anlatim „acının göz yaşının; ne millliyeti, ne mezhebi var mı ? „ diye sordum…
Meslektaşlarım tüm filolarını yardımlari taşımak için ücretsiz tahsis etti. O prıl prıl gençler medyayı insanları yardım toplanması icin müthiş başarılı şekilde yönlendirdiler.
Süleyman Karabulut, değerli bir cami hocamız Cuma namazı kıldırmadı tüm cemaati alıp gelip tır yükletti.
Alevi ve ülkücüler kendine yakin cevrelerden minibüslerle “birlikte“ yardım topladı.
Ve Almanya taksiciler birliği, yardım yapmak isteyip de arabası olmayanların yardımını ücretsiz yardım toplama merkezine getireceğini ilan etti. Taksi bagajlarında yardımlar yağmaya başladı. Yine öyle bir kaç taksi yardım getirdi. Bizde genelde hep yaptığımız gibi kimden, nerden geldiğini sorup kayıt altına alıyorduk evrak düzenleyip „CMR“ düzenliyorduk ve bunun Türkiyede nereye teslim edildiğinin; isimi ile imzasi ile gönderenlere iletiyorduk ki her hangi bir istismar olmasın diye.
Yine öyle yardım getiren bir kac taksi tepeleme çocuk maması getirmişti. Bunlariı „nereden, kimden getirdiniz ?“ diye sorduk. Taksicilerin verdiği cevap: „İltica yurdundandaki, Kürt kadınlar cocuklarının mamalarını gönderdiler“ dediklerinde ne diyeceğimizi şaşırmıştık.
Sonra kriz masasından sorumlu Başbakan yardımcı Devlet Bahceli bey beni aradı, hem teşekkür etmek icin hemde bir plaket taktim etmek icin Ankaraya davet etti. Ben kendisine karşı saygısızlık yapmadan nazikce red ettim gitmedim Ankara‘ya “Hep birlikte ülkemiz, insanımız zor durumda diye yaptık“ böyle bir şey kabul edemem ve emeği geçenlere saygısızlık olur dedim. Anlayışla karşıladı.
Daha sonra rahmetlik Dışişleri Bakanları İsmail Cem Londra’dan Münihe geçip sahşi olarak kabul etmediğim şeyi, basında bulunduğum kuruluş adına düzenleyip bana samimi ve içten bir konuşma ile taktim etti.
Diyeceğim şu ki; zor zamanlarda, felaketlerde dayanışma içinde olmak tabi ki çok asil bir şey. Ama normal zamanlarda; dayanışa icinde, mutlu, insani yücelten „birlikteliği“ sağlayıp ve yaşamak cok mu zor?
Halis Ates |